Funda Acar
Çocuk yetiştirmeye yeni bir gözle bakmak
Etrafımıza baktığımızda, çoğu ebeveynin çocukları hakkındaki hayalleri benzerdir: "İyi eğitim almalı.", "Dürüst insan olmalı.", "En az bir yabancı lisan konuşmalı.", "Dünyaya entegre olmalı." gibi... Ama çevremde yaptığım kişisel gözlemlerime göre, bu iyi niyetli isteklerle belki de farkında olmadan kendi hırslarımızı, rekabetçilik duygumuzu, isteyip de başaramadıklarımızı, idealist hayallerimizi ve şişkin egolarımızı çocuklarımızdan başarı olarak çıkarmaya çalıştığımızı gördüm. Çocuklarımız, zaman zaman bu beklentilerimize istediğimiz ölçüde cevap veremeyince de o kafamızdaki mükemmel hayallerimiz aksaklığa uğruyor ve bu sefer agresifleşip, onları suçlamaya başlıyoruz. Geçenlerde, 4. sınıftaki oğlumun arkadaşlarının anneleriyle konuşurken bir hayli şaşırdım. Çocuklar ilköğretim 4. sınıfta ilk defa sınav kavramını öğrenirlerken, bu sınavlara adapte olma dönemleri sancılı olabiliyor. Hayatlarında öğrendiklerinin sınanması ve notla değerlendirilmesine ilk defa maruz kalıyorlar. Öğrenciler bu kaygı içerisindeyken, öğretmenler ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar, ebeveynler sınav sonuçları istedikleri gibi olmadığında strese kapılıp, çocuklarına evde takviye dersler aldırmaya başlıyorlar. Zaten günümüz şartlarında, oyun yaşında olan bu çocuklar, yaşlarının üstünde sorumluluk alıyorlar. Buna ebeveynlerinin de beklentileri eklenince, işte o zaman çocukların vay haline! Sonra da velilerin pedagog ve psikiyatrist arayışları başlıyor.
Önceliklerinin farkına varmalılar! Çağımız iletişim çağı. Yanlış davranışlarımız bizi hem madden hem de manen sıkıntıya sokuyor. Oysa, çocuğumuzla empati kurup doğru ve yaşlarına uygun iletişimle, onları anlamaya çalışıp, hayata dair önceliklerinin farkına varmalarını sağlayabiliriz. Peki, nedir bir insanın çocukluk çağında başlayan uzun dönemli öncelikleri?
İnanç ve güven: Hayata ve hayatı öğrendiği ebeveynlerine inanmak için kendini ifade edebilme özgürlüğü, eleştirmeden doğru yönlendirmelerle motive edilip, bireysel yaratıcılığını bulma ve bu yaratıcılığı bulunca da hayat coşkusunu, heyecanını yakalamak.
Sorumluluk: Güvenen, inanan ve yavaş yavaş bireyselleşen çocuk, sorumluluğunu zorla değil, mutlulukla alır. Onun için yaşına dair sorumlulukları yerine getirdikçe özgüveni, kendine olan inancı artar. Örneğin; ödevini yapınca mutluluk, yapamayınca huzursuzluk yaşaması.
İnsani değerlere sahip olma: Doğru manevi inançlarla, yıkıcı eleştiriye uğramadan büyüyen çocuk, insanları sever, toplumun bir parçası olduğunu bilir, ama bireysel gelişiminin de farkında olur. Bütün bunlar paylaşmayı da beraberinde getirir.
Başarı sağlama: Hayat başarısı söz konusu olunca herkesin anlayışı farklılaşır. Oysa hayat başarısı, doğumla ölüm arasında yaşadığımız; hayatın her döneminde mutluluğu yakalamış olmamızdır. Bunlar, ihtiyacımız dışındaki maddesel veya statüsel değerlerle ölçülemez. Zaten özgüveni olan, bireyselleşme sürecini yakalayan, kaliteli yaşamayı öğrenen ve mutluluğa emek verenler hayatta her anlamda kazanmış bireylerdir.
Eğitim ailede başlıyor Belki de ülkemizdeki sorunların, "Eğitim şart!" veya "Avrupa Birliği'ne girersek her şey düzelir." dediğimiz konuların temelini, ebeveynlerin akılcılığıyla başlayan ailedeki çocuk eğitimi oluşturuyordur. Marcel Proust'un dediği gibi: "Gerçek keşif yolculuğu, yeni coğrafyalar aramaktan değil; yeni gözlerle bakmaktan geçer.". Bütün ailelere çocuklarını yetiştirirken yeni gözlerle bakmalarını öneriyorum.
Sevgiler…
|