Banu Türkcan
Tatil dönüşü ve Mira'nın hüznü!
Canım memleketimin güzel havasından sonra yine Strasbourg'un, "borsavari" iklimine döndük. Bir gün kış, bir gün yaz, bir gün sonbahar sürekli havayı takip edip ona göre günü planlamak zorunda olduğumuz bir iklim. Dört mevsimi doya doya yaşamaya alışmış bizler için, alışması oldukça zor ve yıpratıcı geliyor. Mira, güzelim Türkiye'yi bıraktıktan sonra tatil dönüşü sendromu yaşıyor. Anneanne, dede, kuzenler ve bahçedeki ördeklerden ayrılmış olmanın derin hüznünü hala üzerinden atamadı. Tatile gitmenin kötü yanı bu oluyor bizim için, kalabalığa alışan Mira tekrar çekirdek ailesiyle kalınca bunalıma giriyor. Son derece mızmız olan yavrum, "Beni neden buraya getirdiniz!" şeklinde vızırdanarak dolaşıyor, sinirleniyor, ara sıra sinirini cimcik atarak gösteriyor. Babasıyla onun bu durumuna üzülüyor, ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Geceleri uyanıyor ve başlıyor tatilde yaşadıklarını anlatmaya: "Anne, abi gooo, abba çay!". Biz de "Evet kızım, abi gol atıyordu!" diye belki defalarca tekrar ediyoruz. Özlem çekmek biz büyüklere bile zor gelirken, onun bu denli etkilendiğini görmek, bizi bir kere daha üzüyor. Bu yüzden Mira hanım bunalımını atlatsın, tekrar yeni ortamına alışsın diye boş zamanlarımızda, hava da güzelse o park senin, bu şehir benim sürekli bir yerlere gidiyoruz. Neyse ki Strasbourg'un güzel yanı; şehrin yakınlarında parkların, hayvanat bahçelerinin ve yüzülebilecek göllerin çok oluşu.
Eğlenceli geziler Gezimize ilk olarak şarap yolu üzerinde Kintzheim'da bulunan Maymunlar Dağı'na giderek başladık. Burası 43 hektar üzerine kurulmuş, içinde sayısı 280'i bulan maymunların serbestçe dolaştığı, gelip elinizden mısır yediği bir park. Öğrencilerin çalıştığı bu parka girerken size birkaç dilden kuralları okuyorlar. Hayvanlara dokunulmaması, yaşam alanlarına girilmemesi ve mısır dışında yiyecek verilmemesi bu kurallardan bazıları. Bu anonsları yazmak yerine, herkesin bildiği dile göre her ziyaretçiye tekrar tekrar okumaları, işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyor. Parka girdikten hemen sonra ileride bir genç kız maymunlara verilmek üzere bir avuç mısır patlağı veriyor. Maymunlar son derece sevimli yol kenarına dizilmiş, elinizden mısırları yiyorlar. Tabii "zoofobik" olan ben, maymunlara mısır falan veremiyorum. Aynı şekilde Mira da korktuğu için veremiyor. Parkın tadını Murat çıkarıyor. Bir yandan uzun uzadıya kameraya çekiyor, diğer yandan eliyle besliyor. Meydana geldiğimizde maymunları ailecek bir arada izleme fırsatı buluyoruz. Bir genç kız elinde mikrofon, maymunların içerisinde onların yaptıkları hareketlerin ve çıkardıkları seslerin ne anlama geldiğini anlatıyor. Bunun yanında parkın girişinden itibaren asılı tablolarda maymunların dünyası ve yaptıkları hareketler çizilmiş olarak gösteriliyor. Yemek yiyorlar, su içiyorlar, uyukluyorlar, bit ayıklıyorlar, uyuyorlar, birleşiyorlar, koşuyorlar, birbirlerine meydan okuyorlar ve çocuklarıyla oynuyorlar. Strasbourg'a gelişimizden itibaren biliyorsunuz Mira bazı kelimeleri Türkçe'den önce Fransızca olarak öğrendi. İşte bu yüzden hoşçakal yerine maymunlara "aurevoir" dedikten sonra tepede bulunan 15. yüzyıldan kalma Hautekoenisbourg Şatosu'na doğru yol alıyoruz. Burası son derece muhteşem bir manzaraya hakim, restore edilmiş bir şato! Bütün şarap yolu, güzelim köyler ayağınızın altında. Ertesi gün Almanya da bulunan Avrupa'nın en büyük eğlence parkı Europa Park'a gidiyoruz. İçinde türlü animasyonların olduğu bu parkta Mira mutluluktan uçuyor. Şansımıza hava da güneşli olunca, birlikte onun yaşına uygun bütün oyuncaklara defalarca biniyoruz. Trenle geziyoruz. Mutluluktan durup durup beni öpüyor. Onu mutlu görünce ben de mutlu oluyorum. Anlayacağınız bizim yaz günlerimiz nöbetçi olmadığım günlerde, hava da güzel ise sürekli civardaki güzellikleri keşfetmekle geçiyor. Dolayısıyla sürekli "Nereye gitsek?" diye plan yapar haldeyim. Plansız bir günümüz yok yani. Şimdilik hoşçakalın! MİNİ KOMEDİ Sürekli "Anne, anne" diye bir şeyler isteyen 2 yaşındaki Mira'ya annesi, "Yeter, bana anne, anne deme lütfen" der! Mira'da bu defa "Banuu!" diye seslenmeye başlar. Bisiklete biniyor diye annesini kıskanan 2 yaşındaki Mira, "Anne no bin" diyerek Fransızca, Türkçe karışık "binme" der.
|