Taylan Kümeli
Vücudumuzu antioksidanlarla savunalım
Çevre kirliliği, hazır yiyecekler, yaşam tarzı ve stres gibi etkenler sürekli olarak sağlık üzerinde tehdit oluşturur ve bu etkenler sonucunda normal metabolizma faaliyetlerinin yanı sıra serbest radikaller meydana gelir. Antioksidanlar, vücut hücreleri tarafından üretildiği gibi, gıdalarla da alınan bir grup kimyasal maddedir. Bazı uzmanlara göre antioksidan üretimi 25 yaşından itibaren yavaşlar. Bu nedenle ilerleyen yaşlarda daha fazla ek antioksidan alınmalıdır. İnsan vücudundaki her hücre günde ortalama 10 bin serbest radikalin saldırısına maruz kalıyor. Ağır metal, toksin ve kirleticilerden sakınılsa bile serbest radikallerden tümüyle kaçınmak imkansızdır. Serbest radikaller nefes alırken, yemek yerken, sigara içerken, hava kirliliğinden, egzoz gazlarından ve sulardan bile bedene girer. Vücutta metabolik işlemler sonucunda oluşan hidrojen peroksit veya yağlı besinlerin yüksek sıcaklıkta işlenmeleri, pişirilmeleri sonucu oluşan lipit peroksit en zararlı serbest radikallerdir. Serbest radikaller, oksidatif stres adlı kimyasal işlemlerle hücrelere geçer ve hücrenin esas yapısı olan genetik materyal DNA'yı hasara uğratarak hücre ölümünü artırırlar. Yapılan çalışmalara göre, bu maddeler yaşlanmaya neden olur. Bunu en güzel cilt yaşlanmasında görebiliriz. Bu durumu engellemek, dejeneratif hastalıklara erken yaşlarda yakalanmamak (Örneğin; kanser, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, katarakt gibi) ve hücre hasarını en aza indirmek için yaşla birlikte güçsüzleşen savunma sistemi güçlendirilmelidir.
Antioksidanlar nelerdir? Serbest radikallere karşı etkin koruma sağlayabilecek takviyeler antioksidanlardır. Bunlar hücreler tarafından üretildiği gibi vücuda gıdalarla da alınabilir. Birçok hastalığın oluşumunu engelleyen, vücudun hücre koruma sistemleri içinde önemli bir yere sahip olan antioksidanlar, bu görevi belirgin hücre hasarlarına yol açabilen maddeleri etkisizleştirerek gerçekleştirirler. Etkin rol oynayan antioksidanları şöyle sıralayabiliriz: Beta karoten: Sebze ve meyvelerden elde edilen beta karoten, vücutta A vitaminine dönüşür. A vitamininin bütün fonksiyonlarını görmenin yanı sıra serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yaşlanmayı geciktirir, cildi güzelleştirerek güneşin zararlı etkilerinden ve cilt kanserinden korur. Radyasyon tedavisinin yan etkisini azaltır. Başta havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzelerde, lahana, bezelye ve patateste bulunur. C vitamini: Bağışıklık sistemini güçlendirir, doku yapımında ve onarımında rol alır, kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı korur. Limon, kivi, portakal, çilek, greyfurt, kırmızıbiber, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahududunda bol miktarda bulunur. Fakat, C vitamini çok çabuk okside olduğu için pişirirken ve hazırlarken C vitamininin çoğu işe yaramaz hale gelir. Bu nedenle C vitamini içeren besinlerin az pişirilmesi, yenilebiliyorsa çiğ yenmesi ve kesildikten kısa bir süre sonra tüketilmesi öneriliyor. E vitamini: Hücreyi serbest radikallere, ağır metallere ve ilaçların zararlı etkilerine karşı korur ve yaşlanmanın etkilerini geciktirir. Doymamış bitkisel yağlarda, fındık, ceviz badem gibi kuruyemişlerde, bezelye, fasulye ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur, cilt sağlığında etkilidir, dolaşımı düzenleyici etkisi vardır. E vitamini aynı zamanda pişirmeye ve sıcağa dayanıklıdır. Fakat, yağda kızartma ve tahılların öğütülmesi ile E vitaminleri kayba uğrar. Bu nedenle E vitamini içeren ürünleri yağda kızartmadan pişirmek ve kepekli tahıl ürünlerini tercih etmek daha doğru olur. Çinko: Hücre yenilenmesinde rolü olduğu için cilt güzelliğinde, saçın kuvvetlenmesinde, tırnakların sertleşmesinde, regl dönemi ağrılarının hafiflemesinde, yaraların daha hızlı iyileşmesinde ve gribal enfeksiyonlarda etkilidir. Peynir, sığır eti, kuru fasulye, yumurta, mısır, brüksel lahanası ve brokolide bulunur. Selenyum: Vücudu serbest radikallere karşı koruyan, antioksidan etkili bir mineraldir. Selenyum E vitamini ile birlikte çalışarak kardiyovasküler sağlığın devamlılığını sağlar. Glutatyon peroksidaz adlı antioksidan enzimi harekete geçirerek vücudu kansere karşı korur. Erkeklerin selenyuma kadınlardan daha çok ihtiyaç duydukları düşünülür. Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme sisteminde bulunur. Deniz ürünleri, fındık, ceviz ve mantar başlıca kaynaklarıdır. Koenzim Q-10: Yaşlanmanın etkilerini azaltıcı rol üstlenir, cilt ve saç sağlığı yönünde de olumlu etkilerde bulunur. Kardiyovasküler rahatsızlıklar, diyabet, Alzheimer ve yüksek tansiyona karşı faydalıdır. Et, balık, yumurta, brokoli, patates, soya, buğday, pirinç, darı, fasulye ve fındık gibi besinlerde bulunur. Flavonoidler (Bitkisel pigmentler): Kalp hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterirler. Bağışıklık sisteminin dayanıklılığını artırırlar. Kan damarlarını korur, C vitamininin gücünü artırırlar. Soğan, elma, kayısı, armut, çilek, ahududu, pırasa, domates, lahana, brokoli, ıspanak, maydanoz, böğürtlen, vişne, kiraz, erik, siyah üzüm, turunçgiller ve yeşil çay en yaygın kaynaklarıdır.
|