Zeynep Kasımlıoğlu
Kimse kendisine ayrılan zamandan mutlu değil!
Yine birden fazla çocuğu olanları ilgilendiren bir mesele üzerinde duracağım bu ay. Yapılan en küçük bir hatanın telafisi kolay olmuyor yıllar sonra. Çocuğumuzla çıktığımız hayat yolculuğunda ikimizin başına gelecek en keyifli şeylerden biri; onun kardeşinin, sizin de bir başka çocuğunuz ya da çocuklarınız olmasıdır bence. Kardeşleri de olsa, çocukların özel ve tek olduklarını kabul etmek gerek. İkiz ya da üçüz bile olsalar, artık isimler eskisi gibi birbirine yakın konmuyor, aynı tip giysiler giydirilmiyor, aynı odada yatırılmıyor. Çünkü bu konuda ciddi bir bilinçlenme var. Kimse bir diğeriyle tıpatıp burnundan düşmüş gibi aynı olmak istemez. Hatta uzmanlar ikiz kardeşlerin bile okulda ayrı sınıflarda okumalarından yana. Aksi takdirde birbirlerine bağımlı oluyorlarmış. Bana kalırsa birbirlerini kıskanırlar da… Evdeki çok çocuklu hayatımda en çok sıkıntıyı çocuklara zaman ayırma konusunda çekiyorum. Kardeşler kıskançlıklarını rafa kaldırdıkları zaman birbirlerine olumlu tepkiler vermeye başladıklarında bile sorun var. Bazen tam yoluna koydum, çalışma hayatına döndüm, Dilaver de çocuklarla ilgili zaten, annem de eksik olmasın hayatını bize vakfetti (hatta saçını süpürge etti) ne sorun olabilir gibi düşünceler geçerken kafamdan, küçük bir sitem her şeyi alt üst ediyor. O sitem kardeşlerden birinden bir anda çıkıveriyor. Kimse kendisine ayrılan zamandan mutlu değil. Herkes, ben dahil en özel olmak istiyor. Yaptığım program bir ekonomi, tarih, genel kültür programı olmadığı için masa başında ön çalışma yapmam gerekmese bile onca insanın içini acıtan, hayatına dokunduğumuz konuları anlatırken, milyonlarla tartışırken yoğun duygu yükü altında kalmış bir anne olarak, yalnız başıma olmak istediğim anlar oluyor. Ne mümkün! Ev halkı hatta eşim kendisine zaman ayırmadığım için şikayetçi. Diliyle şikayet etmese bile adamın huzursuzluğu, incir çekirdeğini doldurmayan meseleleri bahane ederek iki günden bir çıkarttığı hır gürden belli. İş arkadaşım Aytül Yükselici'nin gönderdiği filmler de olmasa ya da Dilaver sushi hazırlamak için mutfağa girmese beraber yaptığımız bize özel hemen hiçbir şey yok evde. Üstelik bizim bundan şikayet etmeye hakkımız da yok. Annem gibi şimdi de ben suçluyum! Kızım sadece ödevlerini yaparken kendini özel hissediyor olmalı. Çünkü sadece onun ödevini yapıyoruz. Ömer'in sofistike projelerini hazırlamaya Dila yardım edince, Ömer'in özeli kayboluyor. Ali ortada kalmış gezip tozmadan tutun da banyo yapmasında bile kendini ortaya atmasa pek de özel olduğu söylenemez… Ne sıkıcı olmalı, "Şunu, bunu yapayım, hemen geliyorum tatlım!" lafını sürekli işitmek... "Herkes okula gidince, annem bana kalır." diyemiyor çocuk. Çünkü ben de işe gidiyorum ve geri kalan zamanı akıllı planlayamazsam, oğluma da vakit ayıramadığımı düşünüyorum. Tabii bütün bunlar benim hüsnü kuruntum olabilir. Çocukların sevgiden hep daha fazla pay almak istemeleri, sevgiyi kendilerine ayrılan zamanla ilişkilendirmeleri çok doğal. Ama anne-babalar yaşadıkça hep bu dengenin muhasebesini yaparlar. Küçükken tek çocuk olmama rağmen annemin eteklerinde geçirirdim zamanı. Hele beni öğle uykusuna yatırmaya kalkmasına çok içerlerdim, demek benden böyle kurtulmayı düşünüyordu. Gidip makyaj malzemelerinden alırdım intikamımı; büyüyünce asla onun gibi olmayacağım, sadece çocuklarımla ilgileneceğim sözünü verirdim kendime. İnsan çocuğuyla vakit geçiremeyecekse neden onu doğursun ki? Suçluydu annem! Bugün de ben suçluyum! Telafi edebilir miyim diye üstüne düştüğüm zaman, daha ciddi hatalar yapıyorum. Yeni bir zaman ayarı lazım! Çocukları akşam yemeklerine çıkarıyoruz, hafta sonları doğum günlerine götürüyoruz ya, koloni gibi hareket ediyoruz. Hep bir aradayız. Yaşa başa bakmadan kardeşleri toplayıp arkadaşlarının toplantılarına gidiyordum bir süre öncesine kadar. Çocuklar kaynaşırlar, daha çok oynayıp mutlu olurlar, sosyalleşirler diye düşünüyordum. Ama artık 6-7 yaş grubunda kızlar ve erkekler ayrı partiler veriyorlar. Yani kızlar partisine alıştığı gibi Ömer de arada kaynayıp gidemez ya da Dila, Ömer'in arkadaşlarıyla güreşemez. Ali, kendi yaş grubunda olmayan çocukların arasında, gerçek anlamda gelişemez. Biz arkadaş anneleri bu değişimi fark ettik. Ama bu da yeni bir zaman ayarı gerektiriyor. Sonuçta herkes kendi özel zamanını kendi anne-babasıyla geçirmek ve o vaktin patronu olmak istiyor. Kimse haksız değil! Tabii bu mesele abartıldığı zaman, bu satırların yazarının takıntılı hal almasına neden oluyor, ama bu konuda yoğunlaşacağız daha. Görüşmek üzere…
|